yenieskiz.sitemynet.com
EsKiZ-KAPI
Köşe Yazı(t)ları
Şiir Okulu
Şiir Bohçası
Söyleşi
En Kalbî Yazılar
Tarih ve Sanat
Hayat Bilgisi
Öykü
Tavsiye Siteler
Musîkî Kahvesi
Sizden Gelen
Kitap'lık
Ziyaretçi Defteri
Haberdar

En Kalbî Yazılar


Bölüm Editörü:
ŞİMDİLİK YOK

editör olmak ister misiniz?
yenieskiz@mynet.com'a başvurun,
[ En Kalbî Yazılar ] ı siz yenileyin.

kardelen.jpg

..:: Sevginin Açamayacağı Kapı Yok ! ::..

Cihanın en büyük fatihleri, fethin ilk durağı gönüllerden başlamışlardı her işe.. evet onlar, önce gönülleri kazanmış; sonra da bu rıhtımlardan açılarak dünyanın dört bir yanına yürümüşlerdi. Eğer daha önceden Anadolu insanının gönlüne girilmeseydi, Malazgirt gerçekleşemezdi.. İstanbul surlarını kuşatan leventlerin, samimiyetle çarpan sînelerinin vaat ettikleri hissedilmeseydi, surların dışında gürleyen top gülleleri Bizans'ı sindiremezdi.. evet mü'min gönüllerde bir his, bir alâka şeklinde belirip bütün sineleri saran ve onları tesiri altına alan şefkat ve sevgi ağıydı ki, atkılarının ulaştığı her yerde, gönül rızasıyla kendine koşanlara naz ile geriliyor, naz ile toparlanıyor ve alıp bağrına bastıklarına hep muhabbet destanları dinletiyordu.

Şimdi, eğer tarihimizde yoksa, nereden gelip içimize sokuldu bu kin, nefret düşmanlık ve hazımsızlık.? Son bir iki asırdan beri, Fransa, Almanya, İngiltere ve Amerika'ya şimdilerde biraz da, Japonya'ya hep derin bir hayranlık duyarken, neden birbirimizden nefret ediyor, birbirimizin kuyusunu kazıyor ve birbirimizin kurdu olarak yaşıyoruz?. Daha doğrusu birbirimize yaşamayı haram ediyoruz? Yoksa bizde bir şahsiyet hastalığı mı var?. Var da "Bizden hayır gelmez; bari yabancı ruhlara sığınalım" diyor ve bin senelik tarihî değerlerimizi, bir kısım fantastik mülâhazalar uğruna çer çöp gibi götürüp mezbeleliğe atıyoruz.


M.F.G.

ayrac.jpg

iskenderpala2.jpg

..:: Sevgilidir, nazlanır ::..

Türk Edebiyatı'nda Sebk-i Hindî'nin (Hind Üslubu) hemen bütün özelliklerini şiirine yansıtan ve sanatını bu tarz ile oluşturan en önemli şairlerdendir Nailî Mustafa (ö.1666).


Halvetîliğin çeşitli öğretileriyle de süslediği şiiri zengin bir altyapı yanında geniş bir hayal yelpazesiyle gözler kamaştırır. İşte bir gazelinin matla (başlangıç) beyti:

Bîgâne-i mahabbetün olmaz gam-âşinâ

Ey dâğ-ı derdin eylemeyen merhem-âşina

Bu beytin ilk dizesindeki "olmaz" sözcüğünü şair hem kendinden önceki kelime grubu ile (Bîgâne-i mahabbetün olmaz;), hem de kendinden sonraki kelime grubu ile (...olmaz gam-âşinâ) diyerek iki taraflı okumaya uygun söylemiştir. Belağat (retorik) ilminde buna sihr-i helâl (helal olan büyü) denilmektedir. Buradan yola çıkarak beytin anlamı ilk okunuşa göre "Ey derdinin yarasını merheme âşina etmeyen (yaraya merhem sürmeyen) sevgili; gama âşina olan biri, elbette aşkının yabancısı değildir." şeklinde, ikinci okuyuşa göre de bunun tam tersi sayılan "Ey derdinin yarasını merheme âşina etmeyen sevgili; aşkının yabancısı olan biri, gamın ne olduğunu biliyor sayılmaz." şeklinde anlaşılır. Nailî, ikinci dizeye de aynı biçimde bir çift anlamlılık vermiştir:
"Ey derdinin yarası merhem ile tedavi edilemeyen sevgili..." ve "Ey derdinin dağlama yarasını merhem diye âşıkına sunmayan sevgili..."

Birinci durumda sevgilinin açtığı yara mücerred (soyut) olduğu için (gönül yarası), maddi bir ilaç sayılan ve yaraya üstten sürülerek veya oğuşturularak tatbik edilen merhemin ona çare olmayacağı; ikinci durumda ise âşıkın derdinin devası olarak yine sevgiliye ait derdi (gönül yarasına daha fazla aşk acısını) istemesi (yani az acıyı daha çok acı içinde boğma arzusu) söz konusudur. Hani Fuzuli'nin "Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabîb" dediği veya "Dertleri zevk edindim..." diye başlayan şarkının güftesinde olduğu gibi. Şimdi bu iki dizenin ikişer anlamını çapraşık olarak yer değiştirttiğimizde beytin dört farklı anlamıyla karşılaşılır ki bu, Sebk-i Hindî'nin derinlere, daha derinlere anlam yükleyen özelliklerinden biridir.

Beyitte derdini veren ama dermanını vermeyen bir sevgiliden, yani aşkın manevi yarası olan gam ve acıya, maddi merhem bile vermeyen (kendini göstermeyen) sevgiliden söz edilmekte ve biraz sitem, biraz yakarış ortaya konulmaktadır. Bu durumda beyitte sözü edilen muhabbetin İlahî aşk, sevgilinin de Allah olduğu hemen anlaşılır. Sâlik veya kul (=âşık), aşkından dolayı çektiği acı ve kederler ile olgunlaşacak, aşk içinde yolculuk yaptıkça dünyadan sovuyacak, masivayı terk edecek, gönlünü Sevgili'den gayrı her şeye kapatıp kendini temizleyecektir. Zaten gerçek aşk da, sevenin kendini Sevgili'ye adamasından öte nedir ki?!. Âşık her şeyiyle Sevgili'ye yönelecektir ki Sevgili'nin ilgisini ve sevgisini kazansın. Öyle ki, gam çekmeye alışmamış birinin Sevgili'den iltifat umması abestir. Bunu tersinden söyleyelim; aşkı olmayanın derdi de olmaz. Sevgili'nin bîgâneliği ancak âşıkın âşinalığı içindir (tezat); yoksa Sevgili'nin âşıka ihtiyacı mı var!?..

Hele düşünün bakalım; Sevgili, her yalvarışınızda size istediğinizi hemen veriyor mu?!.. Vermeyişi sizi sevmediğinden mi, yoksa O'na olan sevginizi çoğaltmanız için mi?!.. Daha fazla yalvaran bir âşık olmak aşk işinde derece kat etmeye vesile midir!?..


İ S K E N D E R
P A L A

ayrac.jpg

kalb_yazilar.jpg