|
AB ve ISLAHAT FERMANI
AB ile yatıp kalktığımız şu günlerde "tarih tekerrürden ibaretttir" sözünü doğrularcasına Islahat fermanına günümüz gözüyle bakma fırsatını buldum. Bana bu ödevi veren tarih dersi hocamızın benden istediği şey çok zordu. hem AB yi giriş sürecini neden sonuçlarını vermek hem de geçmişe 150 yıl öncesine giderek Osmanlı nın AB ye girişi demek olan Islahat Fermanına günümüz değerleriyle AB süreciyle karşılaştırmak yoğun çaba gerektiriyordu.
Öncelikle geçmişe Osmanlı nın hasta adam olarak tedavi aradığı günlere gittim. gördüğüm ve anladığım üzere Avrupalı devletler çıkar çatışmasına düşmüşler Osmanlıyı paylaşamıyorlardı. Nitekim pastadan büyük pay almaya kalkan Rusya bunun bedelini 1856 Kırım savaşı ile ödemek zorunda kalmıştı. İngiltere, Fransa, Avusturya ve Prusya(geleceğin Almanyası) Osmanlı güçleri ile birlikte Ruslar'a saldırmışlar. Sonrasında yapılan antlaşma ile Osmanlı devletinin artık bir Avrupa devleti olduğunu sınırlarının Avrupalı devletlerce güvenceye alındığını belirtiliyordu. Tabii ki dış borçların alınması yine bu dönemde başlamıştı ve hala sürüyor. İşte bu tantanalı süreçte Avrupalı devletlerce Osmanlı nın içişlerine bir müdahale olarak Islahat fermanının ilan edilmesini istediler. O dönem başta olan Abdülmecid ve sadrazam Ali paşa Avrupalı devletlerin baskılarına boyun eğerek zaten Tanzimat fermanı ile azınlıklara verilen hakları daha da genişlettiler ve Padişahlık hariç devletin her kademesine gayri müslümlerin girmesinin yolu açıldı. Yıllardır askerlik yapmayan şehirlerde oturup ticaret sayesinde gelişen gayri müslimler eğitim ve kültür alanında geniş çaplı faaliyetlere giriştiler ve kısa sürede devletin her kademesinde yer almaya başladılar. Önceden gayrimüslimlerin müslümanlar için şahitliği bile kabul edilmezken şimdi karma komisyonlarda kanunları bile belirlemeye başlamışlardı.
Islahat Fermanı'nın ilanı çok büyük tepkilere yol açtı. Osmanlıcılık idealiyle ortak millet yaratma arayışı yerini nefrete ve iç çatışmalara bıraktı. Azınlıklar Avrupalı devletlerce güvence altına alınan haklarını aramak için sık sık şikayette bulunarak Osmanlı devletinin iç işlerine müdahale edilmesine neden oldular. Tanzimatın fikir babası mason Mustafa Reşit Paşa bile kendi öğrencisi Ali paşa tarafından hazırlanan bu fermana şiddetle karşı çıktı. Nitekim Cevdet paşa bu durumu devletin temel esaslarından biri olan İslam hakimiyetinin sona erdiğini belirterek devletin bağımsızlığını kaybettiğini söylemektedir.
İşte bu şekilde batılılaşma macerasının ilkininin sonu hüsranla bitti. 1963 Ankara antlaşması ile başlayan Türkiye AT (Avrupa Topluluğu) ilişkilerinin Özal ile yeni bir boyuta girmesinin sonucu olarak 1987 de AB üyeliği için başvuru yapıldı. Türkiye üyeliğe uygun olmadığı için reddedilmesine rağmen içteki sermaye gruplarının etkisiyle tek taraflı olarak AB ye bağlanma isteğinin sonunucu olarak 1995 teki Gümrük Birliği antlaşması imzalandı. Gümrüklerle ilgili denetimin Avrupa merkezli yönetiminde Türkiye yer almıyordu, ama alınan bütün kararlara Türkiye'nin zararına olmasına rağmen uyulmak zorunda kalınıyordu. Bunun yıllık maliyeti 4-5 milyar dolardı. AB bu zararı karşılamak için vermeyi vaad ettği kredileri basit mazaretlerle vermedi. Türkiye' deki belli bir çevrenin çabalarıyla, 1999 Helsinki zirvesi ve sonrasında AB ye üyelik süreci yeniden başladı ve verilecek tavizlerin temel koşulu olan Kopenhang kriterleri kabul edildi. Buna göre AB ye girecek ülkeler demokrasi hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlıkların haklarını koruyucu düzenlemeler yapılması ve bu konularda anyasal kurumların kurulması siyasi koşuldu. Ekonomik olarak serbest piyasa ekonomisi ve aday ülkenin müktesebatı gerçekleştirebilecek güce sahip olması öngörülüyordu.
Katılım Ortaklığı Belgesi ve Ulusal program ile gerekli düzenlemelerin yapılacağı belirtildi. Apo'yu idamdan kurtarmak da dahil olmak üzere ana dilde yayın, fikir özgürlükleri, işkenceyle mücadele gibi çetrefilli konularda ciddi anayasal değişiklikler yapıldı. Yapılan düzenlemeler hak ve özgürlükleri genişletmekle birlikte ulusal cephe tarafından devletin temel değerlerinin değiştirilmesi olarak da eleştirildi. Son 17 aralıktaki karara göre yapılan eleştirilerden en önemlisi olan AB nin bizi almayacağı sürekli bu şekilde tavizler kopararak Türkiye'yi kontrol altında tutacağı kısmen doğrulanıyodu.
150 yıl öncesinde azınlıklar bahane ediliyordu şimdi ise kürtler kullanılıyor. yine geçmişte olduğu gibi ülke ekonomisi dışardan alınan borçlarla ve direktiflerle idare ediliyor. Bu iki durum arsındaki benzerlikler insanın aklıma ister istemez AB ye katılım ortaklığı yeni bir Islahat Fermanı mı sorusunu akla getiyor. Ben, kendim açıkçası bu işin içinden çıkmakta zorlandım siz ne dersiniz?!
|